16.Yüzyıl Şairi Zâtî'nin Eserinde Eşcinsellik ile İlgili Müstehcen Kullanımlar

Bu yazı “Zâtî’nin Letâifi ve Eserdeki Mizahi Unsurlar” adlı makaleden alınmıştır. İlgili makaleye bu siteden ulaşılabilir.

Latife: Bir zamanlar bir bostancı oğlu vardı. Kendisi güzellik bağının güzel kuşu olup lâkabı Irğanur Serv idi. Birgün eli şeftali dolu halde geçtiğini gördüm. “Ey cennet bahçelerinin servisi, canım senden şeftali umar, bir şeftali vermez misin?” dedim. Oğlan cevap verdi: “Çiçeği burnunda hıyarım var, yemez misin? Ben de dedim ki: “Bu senin hıyarının dibi ne yoğun, tepesi gök ala, dibi kızıl ala, başı arslan başına benzer, dibi eşek s..ine.” Oğlan bunu işitince birkaç şeftali verdi. (Çavuşoğlu 1970: 14-15)

Latife: Bir zamanlar birkaç arkadaş toplanıp yiyip içiyorduk. Bunlardan biri Memi Çelebi’ydi ki daima elinde içki olurdu, herkes ona tutkundu, uzun boylu, gönlü gül gibi şen ve açıktı. O mecliste yolunda ölünecek parlak bir güzel vardı, adı Pîrî idi. Cümle alem ona tutkundu, dünyaya onun gibisi gelmemişti. Memi Çelebi ona fazlasıyla sataştı, onu rahatsız etti. Bunun üzerine şöyle dedim: “Memi Çelebi sen çok yenisin, senin g..üne bir ağır taş assaydık, ama asacağımız taş ak olsaydı.” Memi Çelebi bunu işitince incinip rahatsız oldu. Ben de: “Memi Çelebi, incinme, hata etmişsin, çok da yeni değilsin, bir ağırca ağaç assak da olurmuş.” Memi bu latifeyi işitince gül gibi gülmeye başladı. (Çavuşoğlu 1970: 15)

Latife: Bir zamanlar eşi benzeri olmayan bir tellak vardı, ay gibi parlak güzel yüzünü görenler onun tutkunu olurlardı, adı Yusuf’tu. Kendisi köleydi, ama güzellik Mısrı’nın padişahıydı, güzeller onun askeriydi. Onun olduğu hamama gittiğimizde tatlı tatlı suya düşmüş şeker gibi ezilirdik. Güzel siyah bir perçemi vardı, bir bentle çekip başının üstünde toplamıştı. Bunu görünce: “Yusufçuğum, yazık, bu perçem ne günah işledi de böyle bağlamışsın, benim boynuma bendin gider, hem ne güzel bir perçem olur, ömrü uzun olsun” dedim. Yusuf cevap verdi: “Mevlana Zâtî, eğer beğendiysen sana aşılayalım.” Ben de dedim ki: “Yusufçuğum, eğer yanında aşılamak mümkünse, arka tarafından lütfeyle, ben aşılarım.” Yusuf bunu duyunca “aferin!” Dedi. (Çavuşoğlu 1970: 15)