Fuzûlî'nin Üç Gazeli Üzerine Edisyon Kritik Çalışması – A Critical Edition of Fuzûlî's Poems

               

Bu çalışmada Fuzûlî’ye ait üç gazelin edisyon kritiği yapılmıştır. Fuzûlî Divanı’nın dört farklı nüshasından seçilen bu üç şiir rastgele seçilmemiş, nüshalar arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda daha çok farklılık gösteren şiirler tercih edilmiştir. Bu çalışmada esas alınan nüshalar şunlardır:

                                           Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi
Koleksiyon Adı Eserin Numarası Eserin Yazarı Eserin Tam Adı Eserden Yararlanılan Bölüm
Düğümlü Baba 00405-001 Fuzûlî Divân-ı Fuzûlî 56-63 arası
Darü’l-Mesnevi 00408 Fuzûlî Divân-ı Fuzûlî 6-16 arası
Esad Efendi 02681 Fuzûlî Divân-ı Fuzûlî 6-15 arası
Carullah 01660 Fuzûlî Divân-ı Fuzûlî 44-60 arası

Bu çalışmada Ali Nihad Tarlan’ın Fuzûlî Divanı (1950) adlı kitabından da başvuru kaynağı olarak faydalanılmıştır. Ali Nihad Tarlan yaptığı bu edisyon kritik çalışmasında yukarıdaki divan nüshalarının herhangi birinden faydalanmamıştır. Bu yüzden, bu çalışmanın sonucu, Tarlan’ın çalışmasıyla da karşılaştırılarak –varsa- farklar son notta belirtilmiştir.

Sadece üç gazel üzerinden eldeki nüshaların şeceresine yönelik varsayımlar yürütülebilir, ancak doğru şecerenin sadece eldeki verilerle elde edilmesi oldukça zordur. Dolayısıyla, nüsha farkları arasındaki tercihler vezne ve anlama uygunluk yönüyle yapılmıştır. Bu yüzden, vezne ve anlama uymadığı açık olan nüsha farkları ile vezin ve anlamda herhangi bir değişikliğe yol açmayan farklar (ol ay ~ o meh gibi) sadece aparatta gösterilmiştir, bunlar için ayrıca bir açıklama yapılmamıştır. Ancak bazı nüsha farkları hem vezne hem de beytin bütünlüğüne uyup, beytin yeni bir anlam kazanmasına neden olmaktadır, bu tür farklar arasında yapılan tercihlerin nedeni son notta belirtilmiştir.

Aparatta; Esad Efendi nüshası kısaca E ile, Carullah nüshası C, Düğümlü Baba nüshası DB, Darü’l-Mesnevi nüshası ise DM ile gösterilmiştir. Aparattaki numaralar beyit numarasını gösterir.

1.Gazel[1]

(1) Yâ men ahâta `ilmüke’l-eşya’e küllehâ

      Nî ibtidâ saña mutasavver ne intihâ

(2)[i] Kim verse cân yoluñda bulur hâk-i makdemüñ

     Gûyâ ki hâk-i râhuñadur nakd-i cân behâ

(3) Sensin kılan mezâhir-i ümmîd ü bîm edüp

     Mûsâ’nı `ilm genci asâsını ejdehâ

(4) Senden bulupdur Ahmed-i Mürsel makâm-ı kurb

      Tahsîn-i Sin ile teşrîf-i

(5)[ii] Ya`kûb’da nişâne-i şevkuñ gam ü elem

     Yûsuf’da neş’e-i nazaruñ behcet ü behâ

(6) Bulmazdı kahruñ açmasa hân-ı siyâsetin

     Hel min mezîd lokmasına dûzah iştihâ

(7) Yâ Rab belâ-yi kayda Fuzûlî esîrdir

     Ol bî-dili bu dâm-ı küdûretden et rehâ

2.Gazel[2]

(1)[iii] Yâ Rab hemîşe lütfuñu et reh-nümâ baña

      Gösterme ol tarîki ki gitmez saña baña

(2) Kat` eyle âşinâlugum andan ki gayrdur

     Ancak öz âşinâlaruñ et âşinâ baña

(3) Bir yerde sâbit et kadem-i i`tibârumı

     Kim reh-ber-i şerî`ât ola muktedâ

(4) Yok bende bir `amel saña şâyeste âh eger

      A`mâlüme göre vere `adlüñ cezâ baña

(5)[iv] Havf-i hatâda muztaribem var ümîd kim

     Lûtfuñ vere beşâret-i afv ü i`tâ baña

(6) Ben bilmezem baña gereken sen hakîmsin

     Men` eyle verme her ne gerekmez saña baña

(7) Oldur baña murâd ki oldur saña murâd

      Hâşâ ki senden özge ola müdde`â baña

(8) Habs-i hevâda koyma Fuzûlî-sıfat esîr

     Yâ Rab hidâyet eyle tarîk-i fenâ baña

3.Gazel[3]

(1) Ey nâvek-i şevkuñ siperi sîne-i ahbâb

     Zülfüñ hamı erbâb-i vefâ saydına kullâb

(2) Mihrâbda şekl-i ham-ı ebrû-yi lâtîfüñ

     Vâcib bu cihetden kamuya secde-i mihrâb

(3)[v] Sûzum der idim şem` saña eyleye rûşen

     Nezzâre-i ruhsâruña yok şem` de hem tâb

(4)[vi] Hûr-şîd-i cemâlinden ol ay saldı nikâbın

     Subh oldu dur ey baht nedir bunca şeker hâb

(5) Dün subh yetürdüm felege mevc-i sirişküm

     Gark etdi felek üzre olan encümi gird-âb

(6)[vii] Sâkî meger ol lâ`l sözün der mey-i nâba

     Kim düştü ayagına elin öptü mey-i nâb

(7) Cem`iyyet-i esbâba gönül verme Fuzûlî

     Kim tefrîkadur hâtıra cem`iyyet-i esbâb

[1] (1) Nî CEDM: Ne DB (2) hâk-i makdemüñ DB: hâk olup makâm CEDM |hâk-i râhuñadur CEDM: hâk-râhuñadur DB | behâ EDBDM: fedâ C (3) mezâhir-i ümmîd ü bîm edüp CDBDM: mezâhire ümmîd ü vehm bîm E | Mûsâ’nı CEDM: Mûsâ’yı DB (4) E’de 4. ile 5. beytin yerleri değişmiştir (5) behcet ECDB: baht DM | nazarıñ EDBDM: nazarıña C (7) küdûretden CEDB: o küdûretden DM

[2] (1) gitmez CEDM: yetmez DB (2) baña CEDB: – DM (3) E’de bu beyit yok | Bir yerde DBDM: Bir yolda C (5) havf-i hatâda C: havf ü hatâda EDM havf ü hatarda DB (6) ben CEDB: men DB (7) oldur CEDB: oldır DM (8) Fuzûlî-sıfat esîr CDBDM: Fuzûlî esîr-sıfat E

[3] (1) nâvek-i şevkuñ CDBDM: nâvek-i gamzeñ E (3) eyleye CEDB: eyledi DM (4) C’de 4. ile 6. beyitler yer değiştirmiştir | ol ay CEDM: o meh DB | baht CEDM: şem` DB (5) gark etdi CEDB: gark oldı DM (6) la`l sözün CDBDM: la`lî sözün E

[i] Bu beyit, “Kim verse cân yoluñda bulur hâk olup makâm / Gûyâ ki hâk-i râhuñadur nakd-i can behâ.” şeklinde okunabilir. Ancak anlam bütünlüğü açısından beytin şiirde tercih edilen şekli daha uygundur: “Kim verse cân yoluñda bulur hâk-i makdemüñ / Gûyâ ki hâk-i râhuñadur nakd-i cân behâ.” İkinci dizede; can parasının sevgilinin yolunun toprağı için verilmesinden söz edilmektedir. Bu durumda sevgilisi için can veren aşık sevgilinin ayak bastığı toprağı yani “hâk-i makdemin”i elde eder. Sonuç olarak, iki dize arasında anlam bütünlüğünü en iyi sağlayan versiyon tercih edilmiştir. Bu beyitte, ikinci dizede, “behâ” yerine “fedâ” kelimesi de kullanılabilir. Ancak tenasüp sanatına uygun olarak; nakd ve behâ kelimelerinin birlikte kullanımı daha uygundur.

[ii] Üç nüsha aynı rivayette bulunmaktadır. Ayrıca Yusuf güzelliği ile bilinir, bu yüzden “behcet” kelimesi daha uygundur.

[iii] “gitmez” kelimesi bu beyitte “ulaşmaz” anlamında kullanılmıştır. Söylenmek istenen: “Sana ulaşmayan yolu bana gösterme”dir.

[iv] Bu beytin ilk dizesinde “havf ü hatâda” vezne uysa da, anlam olarak “havf-i hatâda”nın kullanılması daha uygundur. İlk kullanım “korkularımda ve hatalarımda muztaribim” anlamına gelirken; ikinci seçenek “hatalarımdan kaynaklanan korkularım nedeniyle müztaribim” anlamına gelir ve beytin kalan kısmıyla anlamsal bir bütünlük içindedir. Bu beytin ikinci dizesinde “`afv ü `itâ” dört nüshada da ortaktır. Ali Nihad Tarlan’ın çalışmasında ise bunun yerine “`afv-i hatâ” kullanılmıştır. (Tarlan, 1950, s.2)

[v] Bu beytin ilk dizesinde, “sana söyleyebilse, muma yandığımı söylerdim” demek istenmiştir. Hemen ikinci beyitte ise mumun bunu söyleyemeyeceği, yani aşığın yandığını sevgiliye “rûşen eyleyemeyeceği” söylenmiştir. Bu durumda “eyledi” anlam olarak kullanılmaya uygun değildir. Bu yüzden “eyleye” kullanılmalıdır. Ali Nihad Tarlan’da bu kelime “eylese” olarak geçmektedir. (Tarlan, 1950, s.16)

stamps_of_azerbaijan_1994-209
Image Source: Wikipedia

[vi] Burada “şem`” de vezne uymaktadır. Ancak sabah olmasına rağmen hala uyuyan şey “baht” olabilir, mumun sabah olmasına rağmen uyuduğu düşünülemez. Burada bahtın uyumasıyla kastedilen, bahtsızlık ve bahtın kapalı oluşudur.

[vii] “la`lî sözün” vezne uymamaktadır.

 

 

Kaynakça

Tarlan, A. N. (1950). Fuzuli Divanı: Edisyon Kritik ve Transkripsiyon C-I. İstanbul: Üçler Basımevi.

Tarlan, A. N. (2013). Fuzuli Divanı Şerhi. Ankara: Akçağ Yayınları.

 

Bunu Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: