Lilith

Esra Pekin’in Lilith romanı: Özet ve küçük bir değerlendirme…

Tanrı ilk olarak Adem ile Lilith’i yarattı. Lilith, kendisi için altın bir ‘kafes’ olarak gördüğü cennette yaşıyordu. Adem, Lilith’in zorba eşiydi. Lilith bireysel özgürlüğü için, Tanrı’ya karşı gelerek cennetten çıkmış, kaçmıştır. Ancak Tanrı, bu gerçeği herkesten saklamıştır. Buna göre Lilith lanetlenmiş ve cennetten kovulmuştur. Bunu Lilith dışında herkes böyle bilmektedir. Oysa olayın gerçek yüzü farklıdır.

Tanrı Adem ile Lilith’i yaratırken, Lilith’in “hamuruna birkaç ölçü daha fazla feraset karıştırmıştı”. Yani Lilith, Adem’den daha üstün yaratılmıştı. Ancak buna rağmen Adem, Lilith’i hor görüyor, onu aşağılıyor, onun kirli bir topraktan yaratıldığını iddia ediyordu. Lilith’e göre, Adem bu davranışıyla Tanrı’nın yaratma gücünü küçümsüyordu, yani Adem, Tanrı’sına karşı nankörlük yapıyordu. Ancak Adem Tanrı’nın huzurunda tüm bu nankörlüğünü gizliyor, tüm menfaatçiliğiyle riyakar bir kul oluyordu. Tanrı bu riyakar kulunu çok severdi. Adem, Tanrı’yı süslü püslü sözlerle överken, Tanrı bu övgüler karşısında çocukça seviniyordu. Lilith, kendilerinin Tanrı’yı övmek amacıyla yaratıldığını anlamış, buna emin olmuştu. Lilith’e göre onlar “bir çocuk Tanrı”nın yarattığı kullardı.

Lilith, birgün Tanrı’yı kendi silahı ile vurmaya karar verir: Gurur. Lilith olabildiğince süslenir ve en güzel ve çekici haliyle Tanrı’nın huzuruna çıkmaya karar verir. Lilith gittiğinde Tanrı yalnızdır. Tanrı, Lilith’i görünce ona aşık olur ve ona başka hiç kimsenin bilmediği gizli adını söyler: Serpent. Lilith, Tanrı’nın gizli adını öğrendikten sonra havalanarak cennetten ayrılır. Tanrı ardından Lilith’e: “Sana aşığım gitme, beni cennetimde yalnız bırakma” diye seslenir, ama nafile… Lilith tüm güzelliğiyle uçar, cennetten ayrılır.

Tanrı, Lilith’i dönmeye ikna etmeleri için Senoy, Sansenoy ve Semangelof adlı melekleri gönderir. Melekler Lilith’in dönüşünü Adem’in arzuladığını söyler, ama gerçek bu değildir, Tanrı Lilith’in kendisi için gelmesini arzu etmektedir. Ama Tanrı gururundan dolayı bunu meleklere bile söylememişti. Lilith geri dönmedi…

Bunun üzerine, Tanrı her gün Lilith’in yüz çocuğunu hunharca katletmeye başladı. Lilith Adem’in çocuklarını doğurmaktansa, şeytanın çocuklarını doğurmayı tercih etmişti. Aslında Lilith, Tanrı’nın aşkına karşılık vermemesinin bedelini ödüyordu. Çocukları Adem’den de olsa Tanrı onları yine katledecekti. Lilith’e göre Tanrı en kıskanç varlıktı. Lilith o gün –üç meleğin suretini ya da adını taşıyanlar hariç- beşiklerdeki tüm bebekleri öldürmeye yemin etti.

Bu arada Tanrı, Adem’i oyalamak için, yine onun kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmıştı. Havva, itaatkar, uysal ve iyi bir eşti, ne de olsa Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmış, varlığını ona borçluydu. Havva, Lilith’in tam tersi bir karakterdi. Dolayısıyla, Adem ile Havva iyi geçiniyordu, ta ki Tanrı müdahale edene kadar.

Tanrı, Lilith ile olan aşkını yarattığı kullarının önünde yaşayamayacağını biliyor, aşkını geri getirmenin yollarını arıyordu. Bu amaçla Adem ile Havva’yı cennetten kovmanın planlarını yapmaya başladı. O koskoca Tanrı’ydı, aşkını gururundan dolayı, kullarının gözü önünde yaşayamayacağından onları uzaklaştırmak tek çareydi. Sonunda Adem ile Havva’yı kovmanın bir yolunu buldu.

Tanrı, yarı insan yarı yılan bir varlık Serpent olarak Havva’yı kandırdı ve yasak elmayı yemesine neden oldu. Aslında Havva, elmayı yemenin yasak olduğunu bilseydi, onu yemezdi, ama Tanrı onlara elmanın yasaklı bir meyve olduğunu bildirmemişti. Sonunda Havva elmayı yedi… Ve ceza olarak Adem’le birlikte yeryüzüne, ölüme sürüldüler.

Artık Tanrı, Lilith’i çağırmayı, ondan çocukları olmasını planlıyordu. Bu sırada Lilith ise Adem ile Havva’nın doğacak bebeklerini katledeceği zamanı bekliyor, böylece intikam almak istiyordu.

Lilith, bebeklerinin katili olan Tanrı’nın şehvetine karşılık vermektense lanetlenmeyi seçti, Lilith acıya rağmen bireysel özgürlüğünden ödün vermezdi hiçbir zaman. Tanrı’nın gazabına uğradı Lilith. Tanrı, kendisini unutmaması için Lilith’i ayakları yılan olan bir ucube yaratığa çevirdi. Böylece Lilith ne zaman kendisine baksa yarı yılan Serpenti, yani Tanrı’yı hatırlayacaktı. Bu onun cezasıydı.

Romanda bu hikâyeye paralel olarak kahramanları; Lamia, Güzey, Kuzey ve Daniel olan başka bir hikâye anlatılır.

Lamia, yıllar önce Daniel adlı biriyle birlikte olmuş ve AIDS hastalığına yakalanmıştır. Lamia artık HIV pozitif virüsü taşıyan biri olarak adeta hayatı boşlamış, hayata karamsar bakmaktadır. Lamia ölümü bekleyen biri olmakla birlikte, taşıdığı virüs nedeniyle diğer insanların canını alabilecek potansiyel bir katildir bir yönüyle…

Lamia, birgün bir arkadaşının isteğiyle kendisinden beklenmedik bir şekilde şık giyinir ve bir kulübe gider. Burada Güzey adlı biriyle tanışır. Kısa bir sohbetten sonra, Güzey Lamia’yla birlikte olmak üzere onu kendi evine davet eder. Lamia bunu kabul eder. Eve giderler, birlikte olurlar; ancak bu birliktelik sırasında Lamia’nın ısrarıyla ilişki sırasında kondom kullanılır. Böylece hastalık karşı tarafa geçmemiş olur.

Güzey ve Kuzey ikiz kardeşlerdir. Birbirlerine çok benzedikleri için aralarında bir anlaşma yaparak birbirlerinin yerlerine geçerler. Bu anlaşma sözlü bir anlaşmadır. Aralarındaki bu anlaşmanın maddelerinden biri de her şeyi –kız arkadaşlar dahil- paylaşmak ve birbirlerinden sır saklamamaktır. Güzey Matematik ve Fizik gibi konularda iyiyken, Kuzey daha çok sosyal bilimlerde iyi ve kız konularında ustadır.

İkiz kardeşler Lamia ile tanışınca, Güzey aralarındaki bu anlaşmaya ihanet eder. Aslında kulüpte Lamia ile tanışıp onunla birlikte olan Güzey değil, Kuzeydir. Kuzey kendisini Güzey olarak tanıtmıştır. Kuzey, Lamia’yı bir sonraki gece için de davet eder. Bu durumdan Güzey’i de haberdar eder. Kuzey, kendisini Güzey olarak tanıttığını, mühendis olduğunu bile söylediğini, Lamia’nın çok güzel bir kadın olduğunu söylediği bir not bırakır. Böylelikle, Kuzey ile birlikte olmaya gelen Lamia, o geceyi Güzey ile geçirir, sabaha kadar sohbet ederler.

Güzey, Lamia’yı çok güzel bulur, Onu kardeşi Kuzey’le paylaşmak istemez. Böylece iki kardeş arasındaki anlaşma da Güzey’in ihaneti ile son bulur. Lamia iki kardeş arasındaki farkı, kokularının farklı olmasına dayanarak sezmiştir.

İki kardeş arasındaki anlaşma bozulunca, Kuzey olanları Lamia’ya anlatır, ondan af diler. Lamia, içten içe öfke duyar ikizlere karşı, ama bu öfkesini onlara sezdirmez. Lamia her iki kardeşe de öfkelidir ve onlardan intikam almaya karar vermiştir. Lamia hem Güzey’in hem de Kuzey’in kendisiyle yine birlikte olmak istemelerini onlardan intikam alabilmek için kabul eder. Lamia bu seferki buluşmalarında korunmasız olarak (kondom kullanmadan) ilişkiye girer. Bu şekilde hem Güzey, hem de Kuzey ile birlikte olarak AIDS hastalığının onlara da geçmesine neden olur, böylece onlardan intikam alır. İkiz kardeşler kısa bir süre sonra ölür, Lamia her iki kardeşin de katili olmuştur. Kendisi de bir süre sonra ölür.

Hikaye’de Lamia ile Lilith arasında bir ilişki kurulmuştur. Benzer bir şekilde, Güzey ile Kuzey de Habil ile Kabil’e benzetilir.

Romanda hem Kuran’daki hem de Mesnevi’deki detaylara dayanılarak Habil ile Kabil kıssası hatırlatılır. Ama bu kıssa buralarda geçtiğinden farklı bir şekilde yeniden yazılır. Buna göre, aslında Habil, Kabil’e ihanet etmiş, bu ihanetinin bilinmemesi için Kabil’i öldürmek istemiş, ancak Kabil erken davranarak öldürülmekten kurtulmuş ve kardeşi Habil’i öldürmek zorunda kalmıştır. Güzey ile Kuzey arasındaki anlaşmanın bozulmasının nedeni Güzey’dir, tıpkı Habil ile Kabil arasındaki ilişkinin bozulmasına Habil neden olduğu gibi… Böylece, Güzey ile Habil, Kuzey ile Kabil arasında bir benzerlik kurulmuştur.

Hikayede; Kabil’in Habil’i öldürdükten sonra, bir karganın Kabil’in gözü önünde ölü bir kargayı toprağı eşeleyerek gömmeye çalışması da hatırlatılmıştır. Lamia, iki kardeşi katlettikten sonra, onları temsilen iki ölü kargayı dolgu yaparak evinin bir köşesine koyar. Bunu yapmaktaki amaç ölen kişileri, dolgusu yapılmış bu hayvanlar sayesinde hatırlayabilmektir.

Hayvan leşinin dolgusunu yapma ile ilgili “sanat” da romanda kendisine genişçe yer bulur, ve romanın en sıkıcı kısmını oluşturur. Bu yüzden Fadiş Hanım’a ve onun Lamia’ya bıraktığı “sanat”ın detayları üzerinde durmuyorum. Bu “sanat”ın ve bu “sanat”la dolgusu yapılan kargaların romanda önemli bir yeri olduğu düşünülebilir, ama dediğim gibi romanın en sıkıcı kısmı bu bana göre…

Roman üzerine birçok şey söylenebilir. Romanda Adem ile Havva kıssası oldukça farklı bir şekilde ele alınmıştır mesela. Yine romanda bahsedilen Tanrı; İslam ya da Hristiyan inancında kabul gören Tanrı inancından oldukça farklıdır. Adem’i yaratmış olan Tanrı; korkan, gururuna yenik düşen ve bencil bir Tanrı olarak ele alınmıştır. Bu yönüyle beşeri özelliklere sahip bir Tanrı figürü çizilmiştir, dolayısıyla Adem’i yaratan Tanrı daha çok Antik Yunan mitolojisindeki Tanrılara benzer. Tıpkı onlar gibi beşeri özelliklere sahiptir. Habil ile Kabil kıssası da farklı bir şekilde ele alınmıştır… vs…

Roman; mitoloji açısından yapılacak okuma ve değerlendirmeler için zengin mitolojik unsurlar barındırıyor.

Bunu Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: