Prometheus Miti Bağlamında “Promete” Şiiri

Bu yazı 3-4 Mayıs 2016 tarihlerinde Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen “Edebiyatımızda Mitoloji” adlı sempozyumda sunulmuştur.

     Türk Edebiyatı’nda Tanzimat Edebiyatı ile birlikte Batı’ya olan ilgi artmıştır. “Tanzimat döneminde Yunan-Latin mitologyasına duyulan ilgi, (…) Batı’dan kaynaklanır.” (Afacan, 2003 s.58) Bu ilgi daha sonra da devam etmiştir. “Tanzimat sonrası edebiyatçıları, Yunan-Latin mitoslarını, örnek aldıkları Batı’nın kaynakları olarak gördükleri için önemsemişlerdir.” (Afacan, 2003, s.58) Servet-i Fünun şairlerinden Tevfik Fikret de “Promete” adlı şiirinde Antik Yunan mitolojisinden faydalanmıştır. Tevfik Fikret, Prometheus adlı kahramanı, ülkenin aydınlığa ulaşması yolunda ilham alınacak bir kahraman olarak gösterirken hem Prometheus mitinin orijinal halinden yararlanmış, hem de yeni detaylar ekleyerek bu miti yeniden yazmıştır.

    “Promete” şiirine konu edilen Prometheus mitini Azra Erhat’a (1972) dayanarak genel hatlarıyla şöyle özetleyebiliriz: Prometheus, Atlas, Menoitios ve Epimetheus Titan’ların soyundan gelen dört kardeştir. Bu dört kardeş kafa gücünden pay almışlardır ve akıl yönünden üstündürler. Bu üstünlükleriyle övünüp, akıl gücünü sadece kendi elinde tutmak isteyen Zeus’a karşı çıkmaya yeltenirler. Bu yüzden, Zeus bu dört kardeşi de feci bir şekilde cezalandırır. Prometheus, insanlardan yana tavır alarak, Titan’ların öcünü almak ve Olympos’luların egemenliği yerine insanların egemenliğini hâkim kılmak ister. Kurduğu düzen ile Zeus’u ve diğer tanrıları küçük düşürür. Bu durum, Zeus’un onuruna dokunur ve öç almak için ateşi insanlardan alır. Ancak Prometheus Zeus’u tekrar aldatır ve ateşi çalarak insanlara hediye eder. Akıl yoluyla Prometheus’a üstün gelemeyen Zeus, kaba kuvvete başvurur ve ona korkunç cezalar verir. “Zeus, Prometheus’un[1] insanlardan çok uzakta olan bir kayaya çelik zincirle bağlanmasını istedi. Sonra da her gün onun karaciğerinden parçalar koparacak bir kartalı üstüne saldı. Karaciğer her gece kendini yenileyecekti. Zeus, Prometheus’u asla bağışlamayacağına ve bu işkenceyi sürdüreceğine yemin etti.” (Sears, 2015, s.26) Azra Erhat’a göre, Prometheus bu cezasını çekerken iki kavram üzerinde durup direnir: Bilinç ve özgürlük. O tutsak olmasına rağmen hep konuşur, kendi düşüncelerini özgürce savunur. Prometheus, ne olursa olsun bu işkenceye katlanacağını ve ancak Zeus tahtından düşerse bu işkencenin son bulacağını söyler. Prometheus, Zeus kadar güçlü olmamasına ve ilk başta ölümlü olmasına rağmen -daha sonra ölümsüz olur- mevcut düzene ve otoriteye boyun eğmez ve düzeni değiştirmek için çabalar.

     Tevfik Fikret’in “Promete” şiirinde bu mite nasıl yer verdiğine bakalım.

“Kalbinde her dakika şu ulvî tahassürün
Minkâr-ı âteşînini duy, dâima düşün:
Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?..
Yükselmek âsumâna ve gülmek, ne tatlı şey!..
Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa… Ey
Müştâk-ı feyz ü nûr olan âti-i milletin
Meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin
Yüklen getir – ne varsa – biraz meskenet-fiken,
Bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen
Esmâr-ı bünye-hîzini; boş durmasın elin.
Gör dâimâ önünde esâtir-i evvelin
Gökten dehâ-yi narı çalan kahramânını…
Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını!..” (Yıldırım, 2002, s.162)

     Şiirin başında, yirminci yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum ile Prometheus miti arasında bir ilişki kurulduğunu görmekteyiz. “Minkar” yırtıcı kuşların gagasına verilen addır. Bu sözcük bize Prometheus mitindeki kartalı çağrıştırır. Daha önce de anlattığımız üzere, Prometheus, bir kayaya çivilenerek cezalandırılmakla bırakılmaz. Bir kartal her gün gelerek kayaya çivili olan Prometheus’un ciğerini parçalayıp yiyerek bitirir. Her defasında yenilenen ciğer, kartal tarafından tekrar tekrar parçalanarak yenir. Bu durum böyle sürüp gider. Ancak mitoloji gibi olağanüstü olaylara yer veren anlatılarda görülebilecek böylesine bir ceza, elbette ki çok acı vericidir. Tevfik Fikret’in “minkâr-ı âteşîn” ile somutlaştırdığı ve hissedilip, duyulmasını istediği bu acı tam olarak ne için kullanılmış olabilir? Bunu anlamak için birinci dizeye bakmamız gerekiyor. Birinci dizede kullanılan “tahassür” kelimesi ‘sevilen ya da istenen bir şeyin yokluğundan dolayı üzülmek, kederlenmek’ manasında kullanılmıştır. Elde edilmek istenip de ulaşılamayan bu yüce şey ne olabilir? Bu sorunun cevabını Aydın Afacan şu şekilde vermektedir: “(…) “Promete” adlı şiirinde Tevfik Fikret, ülkeye aydınlanma “ateşi” taşıma yolunda, gençliğe, ünlü mitos kahramanı Prometheus’u örnek gösterir.” (Afacan, 2003, s.64) Yani ulaşılmak istenen bu yüce şey, ülkenin içinde bulunduğu karanlıktan kurtarılarak aydınlığa kavuşturulmasıdır. Bunu Tevfik Fikret’in gençliğe hedef olarak gösterdiği yüce bir emel olarak ele alabiliriz. Çok arzu edilmesine rağmen bu emele hala kavuşulamamıştır. Bu durum, derin bir üzüntüye neden olmaktadır. Tevfik Fikret bu üzüntüyü ve üzüntünün verdiği acıyı, Prometheus’un ciğerinden her defasında bir parça sökülürkenki anda duyulan acıya benzetmiştir. Gençlikten bu acıyı duyması, hissetmesi ve düşünmesi istenmektedir. Şiirin üçüncü dizesi, “Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?”, ilk bakışta  ‘Osmanlı kötü durumda iken, Osmanlı’nın karşısında olanların; yani, düşmanlarının güçlü olması’ şeklinde değerlendirilebilir. Bunun doğru bir yorumlama olduğu düşünülebilir, bu dizede de Prometheus mitine göndermede bulunulduğunu söyleyebiliriz. Burada, ‘çukurda olmak’ daha çok mecaz anlamıyla, yani kötü durumda olma anlamında kullanılmıştır. Çukurda olan, kayaya çivilenerek cezalandırılan Prometheus’dur, gökyüzünde olanlar ise diğer tanrılar ve Zeus’dur. Şiirin devamında göreceğimiz üzere Prometheus gençliğe bir örnek olarak gösterilmektedir. O halde şiirin üçüncü dizesinde çukurda olan, yani zor durumda olan Osmanlı Devleti olamaz, çünkü şiirde Prometheus ile Osmanlı Devleti arasında değil, Prometheus ile gençlik arasında bir paralellik kurulmaktadır. Osmanlı Devleti’ni aydınlığa kavuşturmak isteyip de bunu başaramayan ve bu yüzden bir kartal tarafından ciğerinden parça sökülürcesine acı duyan gençlik, çukurdaymış gibi hayal edilmiştir. Bu durumda gökyüzünde olanlar da, Osmanlı’nın düşmanı olan devletler değildir. Semada olanlar, gençliğe göre daha ileride olan Batı uygarlığının gençliği ya da kısaca Batı olarak değerlendirilmelidir. Prometheus ile Osmanlı gençliği arasında bir paralellik kurulmuş, Osmanlı gençliği ile Batı gençliği (Zeus) arasında ise bir karşıtlık ilişkisi kurulmuştur. Şiirde Prometheus’un karşılığı olan Osmanlığı gençliği çukurda, yani kötü durumda, Zeus’un karşılığı olan Batı uygarlığı ise semada, yani daha ileridedir. Osmanlı’nın yirminci yüzyılın başında ‘Avrupa’nın hasta adamı’ olarak adlandırıldığı bilinmektedir. Buradan yola çıkarak, Osmanlı’nın, dolayısıyla da, Osmanlı gençliğinin içinde bulunduğu kötü durumun, Batı uygarlığı için bir alay konusu olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Dördüncü dizede; “Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?..” denilirken bu durum kastedilmiştir. Tevfik Fikret, gençliğin bu durumu sorgulamasını istemektedir. Yalnız burada geçen “ağlamak” eyleminin Prometheus miti ile uyuşmadığını söylememiz gerekir. Prometheus, Zeus’a karşı herhangi bir şekilde acziyet içine düşmemiş, sonuna kadar ona karşı takındığı tavrı sürdürmüştür. Bu örnekte görüldüğü gibi, mitin orijinal haliyle uyuşmayan detaylar, şiirin devamında göreceğimiz diğer örnekler gibi, Tevfik Fikret tarafından eklenmiştir. Bu bağlamda bu mitin bir tür yeniden yazmaya da tâbi tutulduğu savunulabilir.

     Şiirin devamında, Tevfik Fikret şiirde bahsettiği emeli özlem dolu bir üslupla anlatarak bu emele hem imrenir hem de gençliği imrendirir. Şiirin beşinci dizesinde bu imrenme ve imrendirme durumu söz konusudur: “Yükselmek âsumâna ve gülmek, ne tatlı şey!..”  Bu dize Tevfik Fikret’in kendi ruh halini ve özlemini dile getirmektedir. Bu dizede, kayaya çivili olan Prometheus’un gökyüzüne bakıp Zeus’a özendiği, Tevfik Fikret’in de bunu kastettiği düşünülebilir. Ancak böyle bir yorumlama doğru olmayacaktır, çünkü Prometheus’un Zeus’a imrenmesi gibi bir durum söz konusu değildir, tam tersine o Zeus’a adeta meydan okur. Tevfik Fikret’in bu dizeyle kendi ruh halini dile getirdiğini söyleyebileceğimiz gibi, bu dizeyi Prometheus mitinin yeniden yazımı olarak da ele alabiliriz. Tevfik Fikret bu miti yeniden yazarken şiirdeki amacı doğrultusunda Prometheus’u tanrılara imrenen biri olarak ele almıştır. Bu durumda, Osmanlı gençliğinin, Batı gençliğine ve uygarlığına imrenmesi Prometheus ile sembolize edilmiştir diyebiliriz.

     Şiirin devamında Tevfik Fikret’in gençliğe seslenmesi söz konusu. “Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa… / Ey Müştâk-ı feyz ü nûr olan âti-i milletin / Meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin / Yüklen getir – ne varsa – biraz meskenet-fiken, / Bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen / Esmâr-ı bünye-hîzini; boş durmasın elin.”  Ey meçhul elektrikçi diye seslenilen kişi, bir önceki dizede geçen,  ilim ve aydınlık heveslisi olan ve milletin geleceği olan kişidir, yani gençliktir. Tevfik Fikret, bir gün bu hastalıklı vatan canlanırsa, gençlikten; boş durmamasını, fikren ilerlemiş ülkelerde bulunup da tembelliği yok eden, ruhu, benliği ve idraki besleyen, bünyeyi güçlendiren her ne varsa alıp getirmesini istemektedir.

     Tevfik Fikret, böyle bir gün gelince yapılması gerekenleri söyledikten sonra Osmanlı gençliği ile Prometheus arasında kurduğu paralelliğe ve Osmanlı gençliği ile Batı gençliği ya da uygarlığı arasında kurduğu karşıtlık ilişkisine tekrar geri döner. “Gör dâimâ önünde esâtir-i evvelin / Gökten dehâ-yi narı çalan kahramânını…” Bu dizelerde de görüldüğü üzere, Tevfik Fikret Prometheus mitini ve onun tanrılardan ateşi çalmasını hatırlatmaktadır. Gençlikten, bu hikâyeyi görüp ondan ilham alarak bir önceki bölümde sıralamış olduğu “yapılması gereken şeyleri” yapmasını ister. Bu bölümden yola çıkarak bir noktada Osmanlı gençliği ile Osmanlı Devleti’ndeki iktidar arasında da karşıtlık ilişkisi kurulabilir. Yani, Tevfik Fikret’in, Prometheus’un ateşi tanrılardan çalıp mevcut düzene başkaldırması gibi, Osmanlı gençliğinden de Osmanlı’daki düzene başkaldırmasını istediği düşünülebilir. Bu durumda Zeus, Osmanlı Devleti’ni sembolize ediyor olmalıdır. Ancak şiiri bir bütün olarak ele aldığımızda, Tevfik Fikret’in böyle bir düşüncede olmadığını anlayabiliriz. Çünkü daha önce de belirttiğimiz üzere şiirde; Prometheus Osmanlı gençliğini, Prometheus’un karşısındaki Zeus ise Batı’yı temsil ediyor. Şiiri bir bütün olarak ele aldığımızda; Zeus şiirin bir yerinde Batı’yı, başka bir yerinde Osmanlı’yı sembolize ediyor olamaz, böyle bir şey şiirdeki bütünlüğü bozar. Şiire bir bütün olarak yaklaşırsak daha doğru bir değerlendirmeye ulaşabiliriz. Tevfik Fikret, ilk önce neler yapılması gerektiğini söylemiş, daha sonra ise bunların nasıl yapılacağına dair bir yol göstermiştir. Buna göre, Osmanlı gençliği, Batı uygarlığının ve gençliğinin sahip olduğu şeyleri çalmalı, almalıdır. Prometheus, ateşi çalarak ve Zeus’a karşı çıkarak insanların kendi akıl güçlerinin farkına varmasını sağlamış; bir manada insanların, tanrılar tarafından konulan sınırların dışına çıkabileceklerini ve kendi kaderlerini çizebileceklerini göstermiştir. Prometheus’un ateşi çalarak, insanlara aydınlığı getirmesi ve onların kendi akıl güçlerinin farkına varmasını sağlaması gibi, Osmanlı gençliği de Batı’nın idraki besleyen ve miskinliği yok eden taraflarını kendi ülkesine getirerek, Osmanlı vatandaşlarının bilinçlenmesini sağlayacak ve böylece kendi ülkesine aydınlığı hediye etmiş olacaktır.

     Şiirin son dizesinde de Tevfik Fikret’in Prometheus mitini yeniden yazdığını söyleyebiliriz. Tevfik Fikret şiirin bazı bölümlerinde doğrudan Prometheus mitine göndermelerde bulunmuş, bazı bölümlerinde ise gençliğe seslenmiş, onlara nasihatlerde bulunmuş, bazı bölümlerde ise Prometheus mitinde bulunmayan detaylara yer vermiş, bu miti yeni detay ve ayrıntılarla yeniden yazmıştır. Tevfik Fikret, gençliğe hitap ederken; “Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını!..” demektedir. Buna göre, gençlik, ülkesi için üzerine düşen her şeyi yapmalı, diğer insanların onlardan haberdar olup olmamaları ya da onları takdir edip etmemeleri ile ilgilenmemelidir. Burada asıl olan ülkeye aydınlığı getirmiş olmaktır. Bununla birlikte, Prometheus mitinin aslına baktığımızda; şiirin son dizesi ile Prometheus miti arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Bu dize, sanki Prometheus’un yaptıkları başkaları tarafından bilinmemiş gibi bir izlenim uyandırmaktadır. Oysa ateşi hediye ettiği insanlar onun ateşi tanrılardan kendileri için çaldığını bilmektedir. Söz konusu dizedeki bu ayrıntı Tevfik Fikret’in yeniden yazma sürecinde eklediği bir detaydır.

     Sonuç olarak, Tevfik Fikret’in bu şiirinde Prometheus mitinden faydalandığı ve Prometheus’u Osmanlı gençliğine örnek alınacak bir kahraman olarak sunduğu açıktır. Ancak şiir Prometheus mitindeki tüm detayları kapsamadığı gibi, yeniden yazmalarla bu mite yeni detay ve ayrıntılar eklemiştir. Tevfik Fikret, kendi düşüncelerini daha iyi bir şekilde ortaya koyabilmek amacıyla şiirin bazı kısımlarında Prometheus mitinden faydalanmıştır. Bazı kısımların da ise kendisi yeni detaylar ekleyerek Prometheus mitini yeniden yazmıştır. Şiir, hem orijinal Prometheus miti hem de Tevfik Fikret’in bu miti yeniden yazması üzerine kurulmuştur.

Kaynakça

Afacan, A. (2003). Şiir ve Mitologya. İstanbul: Doruk Yayımcılık.

Erhat, A. (1972). Mitoloji Sözlüğü. Ankara: Remzi Kitabevi.

Redhouse. (2011). Redhouse Sözlüğü: Türkçe/Osmanlıca-İngilizce. İstanbul: Sev Matbaacılık ve Yayıncılık A.Ş.

Sears, K. (2015). Mitoloji 101. İstanbul: Say Yayınları.

Yıldırım, Y. (2002). Tevfik Fikret: Eğitimciliği ve Şermin. İstanbul: Toker Yayınları.

[1] Bu yazıda, Prometheus ve Zeus gibi isimlerle kullanılan ekler, bu isimlerin Türkçe’deki telaffuz şekillerine göre kullanılmıştır. (/prəˈmiːθɪəs/ yerine, Prometus gibi.)

Bunu Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: