Şahmaran Hikâyesinde Geçen Mitolojik Karakterler ve Unsurlar

Şahmaran “yılanların şahı” anlamına gelir. Şahmaran, “yüzü kadın; başı insan, altı yılan; kırk bacağı da yılandan olan; tacı simli ve nakışlı; kuyruğu da başına dek kıvrılmış duran bir yaratık[tır.]” (Mungan, 1986, s.16)sahme

Şahmaran ile Danyal’ın oğlu Camasb arasında geçen hikâye çok eskilerden beri anlatılagelmiştir. Bu hikâyenin anlatıldığı eserlere camasbname denmiştir. “Gibb, İran kaynaklı camasbnamelerin, Bin Bir Gece Masalları’ndaki “Yılanlar Kraliçesi” hikâyesinin çevirisi olduğunu; Melikoff ise Taberi tarihinden alındığını ileri sürer.” (Uğurlu, 2008, s.1697) Camasbnameler Türk edebiyatına İran edebiyatından geçmiştir. “Türkçe’de manzum ve mensur birkaç camasbname tercümesi mevcuttur. Bilindiği kadarıyla bunların ilki, Ahmed-i Dâî’nin, Nasîrüddîn-i Tûsî’nin aynı adlı eserinden biraz genişleterek yaptığı çeviridir.” (Erkan, 1993, s.43) Ancak bu eser manzum olup oldukça kısadır. “Türkçedeki en önemli camasbname çevirisi, XV. Yüzyıl şairlerinden Musa Abdi’ye aittir.” (Uğurlu, 2008, s.1697) “Dânyâl peygamberin oğlu Câmasb’ın başından geçenleri ve Şahmaran’ın yanında geçirdiği günleri anlatan Camasbname, iç içe girmiş birkaç hikâyeden meydana gelmektedir. Bunlar Bulkıya, Şah Sahre, Kafdağı, Cihan Şah, Mürg Şah, Şah Peri, Gevhernigîn Kalesi, Şems Bânû, Kigal Hindî ve Giriftâr-ı Şehrişah hikâyeleridir.” (Erkan, s.44) Abdi’ye ait bu eserin özeti şöyledir:

Dânyâl peygamber kâinatın bütün sırlarını bilen, her derde çare bulan hikmet sahibi bir kimsedir. Öleceğine yakın hikmet dolu kitabını, doğacak çocuğuna büyüdükten sonra vermesi için hanımına teslim eder. Dânyâl’ın ölümünden sonra doğan oğluna Câmasb adı verilir. Câmasb yedi yaşına girince annesi onu mektebe gönderir; fakat Câmasb bir harf bile öğrenemez ve herhangi bir sanatta da başarı sağlayamaz. Bunun üzerine dağdan odun getirip satmaya başlar. Bir gün arkadaşlarıyla çıktıkları dağda yağmur dolayısıyla bir mağaraya sığınırlar ve burada bal dolu bir kuyu bulurlar. Kuyuya inen Câmasb’a arkadaşları ihanet ederek balı alırlar ve onu kuyu dibinde bırakıp giderler. Kuyuda açtığı bir delikten yerin altına giren Câmasb bir sarayla karşılaşır. Burası yılanlar ülkesidir. Ancak yılanların şahı Şahmaran kendisine iyi muamele eder ve ikramda bulunur. Câmasb başından geçenleri anlatır, Şahmaran da ona Bulkıya hikâyesini nakleder. Daha sonra Câmasb Şahmaran’dan kendisini yurduna göndermesini rica eder. Şahmaran, gördüklerinden hiç kimseye bahsetmemesi şartıyla onu bal kuyusundan dışarı çıkarır. Bu sırada ülkenin hükümdarı olan Keyhusrev çok hastadır. Hastalığına Şahmaran’ın etinden başka hiçbir şeyin çare olamayacağını öğrenen hükümdar Câmasb’dan Şahmaran’ın yerini söylemesini ister. O da öldürüleceği korkusu ile sırrını açıklar. Şahmaran tılsımla yakalanıp öldürülür ve etinden yapılan ilâçla hükümdar kurtulur. Bu arada Câmasb Şahmaran’dan öğrendiği ve babasının kendisine bıraktığı kitaptan edindiği bilgilerle bütün dünyanın sırlarına vâkıf büyük bir hakîm olur. (Erkan, s.44)

Şahmaran hikâyesi Abdi’den sonra da farklı kişilerce kaleme alınmıştır. Şahmaran hikâyesine duyulan ilgi cumhuriyet döneminde de devam etmiş, bu hikâye tekrar tekrar yazılmıştır. Tomris Uyar’ın “Şahmeran Hikâyesi” (1973), Murathan Mungan’ın “Şahmeran’ın Bacakları” (1993), Hilmi Yavuz’un Kuyu (1994), Erhan Bener’in Şahmeran Öyküsü (1998), Şahmaran (2000) ve Sennur Sezer’in Şahmaran (2006) kitabı gibi eserlerde Şahmaran hikâyesi anlatılır. Burada sadece Tomris Uyar, Murathan Mungan ve Sennur Sezer’in hikâyeleri esas alınacağından bunlarla ilgili kısa bir bilgi vermek faydalı olacaktır. Tomris Uyar ve Sennur Sezer’de farklı detaylar bulunsa da hikâyeler genel hatlarıyla aynıdır. Her ikisinin özeti de Abdi’nin yukarıda özeti verilen Camasbname eseriyle aynıdır, sadece çerçeve hikâyeler yönüyle farklılık gösterirler. Murathan Mungan’da hikâye başka bir hikâyenin içinde ele alınmıştır, bu eser de sadece bu yönüyle Tomris Uyar ve Sennur Sezer’in hikâyelerinden ayrılır. Sonuç olarak, bu çalışmaya kaynaklık edecek üç hikâyede de “Şahmaran hikâyesi” genel hatlarıyla aynıdır. Hikâyeye bakacak olursak, Şahmaran’ın kendisi zaten bir mitolojik yaratıktır. Kaynak olarak kullandığımız üç eser bağlamında ele alındığında ise Şahmaran hikâyesinin ayrıca birçok mitolojik karakter ve unsur içerdiği görülmektedir. Burada, bu mitolojik öğelerin hikâyedeki işlevi ve hikâyede nasıl geçtikleri üzerinde durulacaktır.

sahŞahmaran’ın bir diğer adı Yemliha’dır. Yemliha, Ashab-ı Kehf ya da Yedi Uyurlar’dan biridir. Ashab-ı Kehf yaşadıkları dönemde bir köpekleriyle birlikte kendi toplumundan kaçarak bir mağaraya sığınan ve bu mağarada yüzyıllarca uyuduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi uyanıp hayatlarına devam eden yedi kişidir. Kuran’da ve diğer dini inançlarda ve metinlerde Ashab-ı Kehf’ten bahsedilmektedir. Şahmaran öykünün farklı yerlerinde Ashab-ı Kehf’teki uyku motifine göndermede bulunmaktadır. Şahmaran kendisi ve çevresindekilerden bahsederken aslında uykuda olduklarını ima eder. Hikâyenin bir bölümünde Şahmaran şöyle der: “Bir gün, yani uyanma günümüz geldiği gün, bütün yılanlar dokunacak.” (Mungan, s.43) Şahmaran’ın bir diğer adının Yemliha olmasının yanında, Şahmaran ve arkadaşları da tıpkı Yemliha ve arkadaşları gibi uzun bir uykudadır. Bu açıdan bakıldığında Ashab-ı Kehf ile Şahmaran ve çevresindekiler arasında bir benzerlik ilişkisi kurulduğunu söyleyebiliriz. Ashab-ı Kehf günü geldiğinde uyandığı gibi, Şahmaran’ın çevresindekiler de birgün, Şahmaran’ın öldürüldüğü gün, uykudan uyanacaktır.

eee

Hikâyede geçen mitolojik unsurlardan bir diğeri Yusuf peygamber kıssasıdır. Murathan Mungan, Camasb’ın arkadaşları tarafından kandırılarak kuyuda terkedilmesini anlatırken Yusuf peygamber kıssasına göndermede bulunuyor. Camasb kuyunun dibindeki balı da çıkarmak için kuyuya inmiş, kuyudaki bal bittikten sonra arkadaşları tarafından ihanete uğramış ve kuyunun dibinde mahsur kalmıştır. Murathan Mungan’ın eserinde anlatıcı bu sırada araya girer ve yapılan ihaneti sorgular ve Yusuf peygamber kıssasına göndermede bulunur: “Sonra da, Hazreti Yusuf’tan bu yana –ki bir o kadar da öncesi vardır- insanlar kuyuya indirdiklerine ihanet ederler, diyelim.” (Mungan, s.28) Yusuf peygamber kıssasına yapılan bu göndermeyi daha iyi anlayabilmek için bu kıssayı kısaca özetleyelim. Yusuf rüyasında gördüğü bir rüyayı babası Yakub’a anlatır. Rüyayı dinleyen Yakub peygamber, Yusuf’un gelecekte peygamber olacağını anlar, bu rüyayı başka hiç kimseye anlatmamasını ister. Yakub peygamberin diğer oğulları, babalarının Yusuf’a daha fazla ilgi göstermesi nedeniyle Yusuf’u kıskanmaktadırlar. Bu yüzden Yusuf’u ortadan kaldırmaya karar verirler. Bir gün babalarından da izin alarak kardeşleri Yusuf’la birlikte dışarı çıkarlar, evden iyice uzaklaştıktan sonra kardeşleri Yusuf’u bir kuyuya atıp ölüme terk ederler. Ancak yoldan geçen bir kervan Yusuf’u kuyudan çıkarmıştır. Yusuf daha sonra köle pazarında satılır. Uzun yıllar köle olarak yaşar, bir süre hapiste kalır. Mısır’da yaşanacak olan kıtlığı daha önceden haber vererek Mısır liderinin takdirini kazanır ve kısa sürede Mısır azizi olur. Böylece Yusuf’un kuyuya atılmış olması onun bahtını açan bir şeye dönüşür. Benzer bir şekilde Camasb kuyuda terkedildikten sonra Şahmaran ile tanışır. Bu tanışma Şahmaran’ın hayatına mal olsa da, Camasb’ın bahtını açıp ona şans getiren bir şeydir. Camasb, Şahmaran’ın ölmeden evvel kendisine verdiği sır sayesinde, Şah Keyhüsrev’in hastalığını iyileştirip büyük bir iltifata mazhar olur ve önemli bir mertebeye ulaşır. Sennur Sezer’in eserinde bu detay şöyle anlatılır: “Camasb, Şahmaran’ın suyunu içtikten sonra otların dilinden anlamaya başladı ve hekimlikte ilerledi. Bir gün annesinden, babası Danyal’ın kitabını istedi. Ve anlatıldığına göre bu kitaba yeni bölümler bile ekledi.” (Sezer, 2006, s.98) Sonuç olarak, öyküde Yusuf kıssasına yapılan gönderme oldukça işlevseldir; tıpkı Yusuf peygamberin kuyudan mısır azizliğine ulaşması gibi, Camasb da kuyuda terkedildikten sonra önemli bir mertebeye ulaşmıştır.

Murathan Mungan’ın Şahmaran hikayesinde göndermede bulunduğu bir diğer mitolojik unsur Adem ile Havva’nın yediği “yasaklı meyve”dir. Yasaklı meyvenin ne olduğuyla ilgili farklı rivayetler vardır. Bu rivayetlerden birine göre insanoğlunun Tanrı’nın emrine uymayıp yediği yasaklı meyve elmadır. Camasb kuyudan çıkmayı başardıktan sonra kendini çok güzel bir bahçede bulur. “Cennet gibi” olan bu bahçede hemen hemen her güzellik ve her şey bulunmaktadır. Ama “bu büyük bahçede bir tek elma ağacı yoktu,” Camasb “bunun büyük, çok büyük bir unutkanlık olduğunu düşündü.” (Mungan, s.31) Hikâyede bu şekilde göndermede bulunulan “yasaklı meyve” mitosu hikâyede sadece bir kere geçer, ama bu mitos hikâyede sadece bir hatırlatma ya da göndermede bulunma amacıyla kullanılmamıştır. Detaylıca incelendiğinde “yasaklı meyve” mitosunun, hikâyenin diğer bölümleri üzerinde de yansımaları olduğu görülebilir. Camasb’ın cennet gibi olan bahçede elma görememesi, atalarının yapmış olduğu bir hata yüzündendir. Adem ile Havva Tanrı’nın emirlerine karşı gelip elmayı yedikleri için Camasb girdiği bahçede elma görememektedir. Bir yönüyle atalarının yaptığı hatanın cezasını çeker. Bu elma mitosu, Şahmaran’ın “ey çiğ süt emmiş insanoğlu” diyerek tüm insanoğlunu suçlamasını da desteklemektedir. (Sezer, s.94) Şahmaran önce Belkiya tarafından aldatılmış ve insanoğluna esir olmuştur. Daha sonra Camasb’ı, yerini kimseye söylememek ve kendisinden hiç bahsetmemek üzere, evine gönderir, ama Camasb da verdiği sözü tutamaz ve Şahmaran’ın yerini söyler. Şahmaran yakalandığında Camasb’ı görünce sadece onu suçlamak yerine, daha genelleyici bir ifadeyle, “ey çiğ süt emmiş insanoğlu” der. Şahmaran bu esnada insanoğlunun doğası gereği dayanıksız ve dönek olduğunu söyleyerek Camasb’a yakınır. (Uyar, 1973, s.176) Belkiya’nın ve Camasb’ın sözünde durmaması Şahmaran’ın bu serzenişine dayanak oluştursa da sadece iki kişi yüzünden tüm insanoğlunun suçlanamayacağı düşünülebilir. Tam bu esnada Murathan Mungan’ın kullandığı “yasaklı meyve” yani elma mitosu önemli bir işlev kazanır. Çünkü bu mitos, tüm insanların ataları olan Adem ile Havva’nın Tanrı’ya verdikleri sözü çiğneyip döneklik yaptıklarını göstermekte ve insanoğlunun doğası gereği dayanıksız ve dönek olmaya meyilli olduğunu ispatlamaktadır. Dolayısıyla, öykünün başında geçen “yasaklı meyve” mitosu ile öykünün sonunda geçen “ey çiğ süt emmiş insanoğlu” arasında doğrudan bir ilişki vardır.

“Yasaklı meyve” ya da elma mitosu; insanoğlunun verilen söze uymaması ve verdiği sözü çiğnemesi, döneklik yapması bu yüzden de cezalandırılmasını sembolize eder. Şahmeran hikâyesinin içinde geçen öykülerden biri de Cihanşah’ın hikâyesidir. Belkiya eve dönüş yolunda iken Kafdağı’nın eteğinde Cihanşah ile karşılaşır. Tahmur Şah’ın oğlu olan Cihanşah, birgün ava çıkar, avı peşindeyken bir tufana tutulup yolunu kaybeder. Cihanşah bundan sonra evine gitmeye çalışır. Eve gidiş yolunda başından birçok macera geçen Cihanşah, Şah Mürg’e de konuk olur. Şah Mürg sarayına ait kırk odanın anahtarını Cihanşah’a verip: “Bütün odaları teker teker gez, eğlen, yemene içmene bak, ama demir kapılı kırkıncı odayı sakın açma!” der. (Mungan, s.75) Ancak Cihanşah, Mürg Şah’a verdiği sözü tutamayıp kırkıncı odayı da açar. Cihanşah’ın açtığı kırkıncı kapı olağanüstü güzellikte bir bahçeye açılır. Cihanşah, bahçede soyunup havuza giren üç peri kızından Gevherengin adlı kıza aşık olur ve olduğu yerde kendisinden geçerek bayılır. Ayıldıktan sonra başucunda kendisine dargın gözlerle bakan Şah Mürg’ü gören Cihanşah ona mahcup olur, çünkü ona verdiği sözü tutmamıştır. Mürg Şah, Gevherengin’e sahip olabilmesi için bir dahaki sefere gelişinde, ona ait güvercin gömleğini saklamasını ister, bu şekilde Gevherengin’in kendisiyle gelmek zorunda kalacağını söyler. Cihanşah, denileni yapar ve peri kızı Gevherengin Cihanşah’la birlikte kalır. Şah Mürg, güvercin elbisesisini sürekli saklaması konusunda Cihanşah’ı tembihlemişse de, Cihanşah dalgınlıkla gömleği saklamayı unutur. Böylece Gevherengin evine kaçar. Cihanşah Gevherengin’i almak üzere Kafdağı’na gider, burada Gevherengin’i bulur, onun da rızasıyla tekrar eve dönmeye başlarlar. Ancak yolda gelirlerken Gevherengin, vahşi hayvanlar tarafından parçalanarak öldürülür. Cihanşah, sevgilisinin mezarını öldüğü yere yapıp kendisi de ölene kadar bu mezar başında beklemeye başlar. Cihanşah’ın verdiği sözü tutmayıp yasaklı odayı açması bazı olumsuzluklar doğurmuştur. Birincisi, periler Şah Mürg’ün ülkesine gelmeyi bırakmışlardı. İkincisi, Cihanşah kendi ailesini ve ülkesini unutmuş, tamamen Gevherengin’e tutulmuştur, ama Gevherengin de ölmüştür. Cihanşah artık ölene kadar bir mezar başında bekleyecektir. Cihanşah’ın yasaklı kapıyı açması; tüm sevdiklerinden ayrı düşmesine neden olduğu gibi, ölene kadar mezar başında bekleyecek olması yönüyle, bu durumun, Cihanşah’ın bir tür ceza çekmesine de neden olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, tıpkı “yasaklı meyve” mitosunda Adem ile Havva’nın yasaklı meyveyi yiyip cezalandırılmaları gibi; Cihanşah, Şah Mürg’e verdiği sözü tutmamış, yasaklı kapıyı açarak verdiği sözü çiğnemiş ve bu yüzden de acı çekerek ve ölene kadar yalnız kalarak cezasını çekmiştir.

derrŞahmaran hikâyesinde geçen bir diğer mitolojik unsur geyiktir. Geyik mitolojik bir unsur olarak birçok efsanevi ve mitolojik hikâyede geçer. Bu yönüyle “geyik, dünya üzerindeki birçok ulusun mitolojisinde önemli bir yere sahiptir.” (Wikipedia) Mesela; “Eski Türklerde geyik, kutsal bir hayvan ve bir totem olarak değerlendirilir. (…) Bu bakımdan Türk mitolojisi ve efsanelerinde geyik motifine sıkça rastlanır.” (Mandaloğlu, 2013, s.385) Tomris Uyar’a ait Şahmaran hikâyesinde de geyikle ilgili bir efsane anlatılır. Buna göre, yaşlı birinin evine misafirler gelmiş, ama misafirlere ikram edecek bir şeyi olmadığı için Allah’a dua etmiştir. Allah da ona kesip yemeleri için bir geyik gönderir. Evdeki misafirler durumu anlayınca, geyiğin kesilmemesini isterler. Sonuçta geyik serbest kalır. Hikâyede böylece geyiğin bir tür kutsallığa sahip olduğu belirtilmiş olur. Şahmaran hikâyesinde Cihanşah, avlanmak üzere evinden ayrıldığında bir geyik görür ve peşine düşer. Geyik can havliyle kendisini denize atıp bir adaya çıkar, Cihanşah ve adamları onu takip eder ve geyiği öldürerek adadan dönmek üzere yola koyulur. Öldürdükleri geyikle denizin ortasına vardıklarında bir tufana tutulurlar, fırtına nedeniyle uzun süre denizde savrulan Cihanşah ve arkadaşlarının gemisi fırtınanın durulmasıyla kıyıya vurur. Ancak Cihanşah artık evinden çok uzaktadır ve yolunu kaybetmiştir. Kıyıda daha önce öldürdükleri geyiği yedikten sonra eve dönmek amacıyla yola koyulmuşlar. Ama eve dönüşte kendilerini birçok bela beklemektedir. Eve dönüş yolunda ilk olarak maymunlar ülkesine düşerler, burada mahsur kalırlar. Tek çıkış yolları dev karıncaların ülkesinden geçmektir, ancak bu yolda ölüm saçmaktadır. Maymunlar ülkesinde uzun bir süre bekledikten sonra, bir yolunu bulup kaçmayı başarırlar, ama maymunlar ülkesinden kurtuldukları anda karıncalar ülkesine girmişlerdir. Burada Cihanşah’ın gözü önünde tüm arkadaşları karıncalar tarafından parçalanarak öldürülmüştür. Karıncalar ülkesinden sadece Cihanşah sağ çıkabilmiş ve eve dönmek üzere yoluna devam edebilmiştir. Ancak Cihanşah da yol üzerinde uğradığı Şah Mürg’ün sarayında yasaklı odaya girip, Gevherengin’e aşık olur. Daha önce detaylıca değinildiği üzere Cihanşah, Gevherengin’i kaybettiği gibi ölene kadar Gevherengin’in mezarı başında bekleyerek diğer sevdiklerini de kaybetmiş ve ölene kadar bu acıyla yaşamıştır. Belkiya eve dönüş yolunda Cihanşah’a rastlayınca; Cihanşah başından geçenleri tek tek anlatır. Başından geçenleri anlatırken: “Nereden bilebilirdim geyik vurmanın lanetini?” diyerek başına gelen tüm bu musibetlerin geyiği vurması yüzünden olduğunu kabul eder. (Mungan, s.68) Görüldüğü gibi, hikâyede geyik kutsal bir hayvan, öldürülmesi ise lanetlenme nedeni olarak kabul edilmiştir. Cihanşah’ın başına gelen tüm belaların nedeni bir geyik öldürmesidir. Sonuç olarak, geyik motifinin bu öyküde de kullanıldığı açıktır.

Süleyman peygamberin mührü hikâyede geçen bir diğer mitolojik unsurdur. Süleyman peygamberin olağanüstü güçler kazanmasını ve dünyaya hükmetmesini sağlayan bu mühür Şahmeran hikâyesinde de kendisine yer edinmiştir. Belkiya, son peygamberi bulmak amacıyla evden ayrıldıktan sonra Şahmaran’ın olduğu adaya düşmüş, buradan Şahmaran’ın yerini kimseye söylememesi şartıyla ayrılmıştır. Ancak kısa bir süre sonra Süleyman’ın mührünü arayan Ukap adlı kişiyle rastlaşır. Ukap’ın Süleyman’ın mührüne ulaşmasının tek yolu Şahmaran’ı elde etmektir. Ukap, Belkiya’nın Şahmaran’ın yerini bildiğini anlayıp Şahmaran’ın yerini söylemesini sağlar. Böylece Süleyman’ın mührü, Belkiya’nın Şahmaran’a verdiği sözde durmamasına neden olur.

Şahmaran öyküsünde yer verilen mitolojik karakterlerden biri de Zülkarneyn’dir. Kuranda “ilgili âyetlerdeki ifadelere göre Zülkarneyn, Allah tarafından kendisine verilen büyük güç ve geniş imkânlar sayesinde dünyanın doğusuna ve batısına iki sefer düzenlemiştir.” (Öztürk, 2013, s.564) Şahmaran öyküsünde, Belkiya Mısır’a dönüş yolunda Çin Seddi’ne gelir, kapıda aksakallı, ak saçlı bir ermişin beklediğini görür. Yaşlı adam: “Çin Seddi’ndeki tek kapıdır bu, yılın üç yüz altmış dört günü kapalıdır. Yılda bir tek gün açılır, baharın ilk günü Zülkarneyn gelir açar kapıyı. Sonra yeniden kapanır, ta gelecek bahara kadar…” (Mungan, s.63) Görüldüğü gibi Zülkarneyn öyküde kapı açan, Çin Seddi’ni aşan biri olarak geçmektedir. Zülkarneyn’in hikâyedeki bu rolü, gerçekteki sefer düzenleyici ve fetihçi yönüyle uyuşmaktadır.

Öyküdeki mitolojik unsurlardan bir diğeri de ab-ı hayat’tır. Ölümsüzlük suyu olarak da bilinir. “İslâm-Türk kaynaklarında ve edebî mahsullerinde aynü’l-hayât, nehrü’l-hayât, âb-ı câvidânî, âb-ı zindegî, hayat kaynağı, hayat çeşmesi, bengi su, dirilik suyu, bazan da Hızır ve İskender’e atfen âb-ı Hızır veya âb-ı İskender vb. çeşitli isimlerle anılan bu efsanevî su, aslında bütün dünya mitolojilerinde mevcut bir kavramdır.” (Ocak, 1988, s.1) Bengisu Şahmaran öyküsünde bir yerde kullanılmıştır. Belkiya’nın Çin Seddi’nde rastladığı aksakallı yaşlı, daha önce bengisuyu duymuş ve Çin Seddi etrafında bengisuyu aramaktadır.

Hızır ve İlyas da Şahmaran hikâyesinde karşımıza çıkmaktadır. Aslında Hızır ve İlyas ayrı kişilerdir. Hızır, “Hz. Mûsâ döneminde yaşayan, kendisine ilâhî bilgi ve hikmet öğretilen kişidir.” (Çelebi, 1998, s.406) İlyas ise Kuran’da adı geçen peygamberlerden biridir. Bazı efsanelere göre Hızır ve İlyas bengisuya ulaşıp ölümsüz olmuşlardır. Her ikisinin de zor durumlarda insanlara yardım ettiğine inanılmıştır. Şahmaran hikâyesinde Hızır, Belkiya’nın evine varmasını sağlar. Tomris Uyar’da bu işi yapan Hızır İlyas’dır. Hızır ve İlyas ayrı kişiler olsa da benzer özelliklere sahip olduklarından tek biriymiş gibi ele alınabilmekteler.

Kaf Dağı ve Zümrüd-ü Anka, daha çok birer masalsı öğe olsa da, Şahmaran öyküsünde geçen mitolojik unsurlar arasında da değerlendirilebilir. Anka ve Simurg da denilen Zümrüd-ü Anka; üzerinde her kuştan bir eser bulunan ve Kaf Dağı’nda bulunduğuna inanılan efsanevi bir kuştur. (Pala, 2012, s.405) Kaf Dağı ise “dünyanın etrafını çevrelediğine ve aşılmasının imkansızlığına inanılan dağlar zincirinden” oluşan efsanevi ve mitolojik bir dağdır. (Pala, s.248) Bu iki mitolojik unsur Şahmaran hikâyesinde şöyle geçer: Cihanşah, kuş olup evine kaçan Gevherengin’in peşindedir, ama Şah Mürg, Gevherengin’in ülkesinin Kaf Dağı’nın ardında olduğunu söyler. Kaf Dağı ancak Zümrüd-ü  Anka’nın yardımıyla aşılabilir. Cihanşah, Zümrüd-ü Anka’yı bekler, bir süre sonra onun yardımıyla Kaf Dağı’nı aşar.

Şahmaran hikâyesi, çok eski zamanlardan beri söylenegelmiş, günümüzde bile yeniden yazılmıştır. Ele aldığımız üç Şahmaran hikâyesinde, anlatımda ve aktarılan detaylarda farklılıklar olsa da hikâye genel hatlarıyla aynıdır. Bu yüzden mitolojik unsurlar incelenirken üç hikâye birlikte ele alınmıştır. Şahmaran öyküsünün, içerdiği mitolojik karakterler ve unsurlarla mitoloji açısından oldukça zengin bir metin olduğu görülmektedir. Öyküde geçen mitolojik karakter ve unsurların bazıları oldukça işlevseldir. Yusuf kıssası ve yasaklı meyve bunlara örnektir. Bazı mitolojik karakter ve unsurlar ise sadece hikâyenin akışı içinde geçmektedir, bu yönleriyle işlevsel olmaktan çok hikâyeyi zenginleştiren birer unsur durumundadırlar. Zümrüd-ü Anka, Kaf Dağı, Zülkarneyn gibi mitolojik unsurlar bunlara örnektir.

Not: Hikâye.

Kaynakça

Anonim. (2016, 05 07). Deer in Mythology. Wikipedia: https://en.wikipedia.org/wiki/Deer_in_mythology adresinden alındı

Çelebi, İ. (1998). Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi. İslam Ansiklopedisi: http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c17/c170196.pdf adresinden alındı

Erkan, M. (1993). Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi. İslam Ansiklopedisi: http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c07/c070029.pdf adresinden alındı

Mandaloğlu, M. (2013). Türk Mitolojisi’nden Anadolu’ya Taşınan Kültür: Geyik Motifi. Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, s. 382-391.

Mungan, M. (1986). Cenk Hikayeleri. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Ocak, A. Y. (1988). Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi. İslam Ansiklopedisi: http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c01/c010001.pdf adresinden alındı

Öztürk, M. (2013). Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi. İslam Ansiklopedisi: http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c44/c440348.pdf adresinden alındı

Pala, İ. (2012). Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü. İstanbul: Kapı Yayınları.

Sezer, S. (2006). Şahmaran. İstanbul: Merkez Kitapçılık.

Uğurlu, S. B. (2008). Çağdaş Türk Edebiyatı’nda Şahmeran İmgesi: Arketipsel Bir Yaklaşım. ICANAG (Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi) (s. 1691-1718). Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı. http://turkoloji.cu.edu.tr adresinden alındı

Uyar, T. (1973). Ödeşmeler ve Şahmaran Hikayesi. İstanbul: Sinan Yayınları.

Bunu Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: